Karın Boşluğu

Bir dairenin başlangıç ve sonu yoktur. Bu yüzden, dairesel hareketler sonsuzdur. Evren adındaki çocuk bahçesinden önce daireler vardı. Mevcut hiçbir bilgi ve sezginin tanımlayamayacağı bu daireler, Karın Boşluğu olarak bilinen hiçliğin içinde sabit konumlarını koruyarak kendi içlerinde hüküm sürerlerdi. Birbirlerine olan uzaklıkları kesin ve değişmezdi. Ancak Karın Boşluğundaki sonsuz daireden ikisi esrarengiz biçimde birbirine yaklaştı. Ve birbirlerine değerek evreni başlattılar. Bunlar, sonsuz ölüm ve sonsuz hayat daireleriydi. Devrilmiş bir sekizi andıran sonsuzluk simgesiyle tasvir edilen iki dairenin birleştiği noktada, ölümlü hayat ya da hayatlı ölüm adını taşıyabilecek hareket oluştu. Sonsuz ölüm ve sonsuz hayatın öpüşmesinden zaman doğdu. Ölümsüzler öldü, ölüler hayat buldu.

İki dairenin bir araya gelme nedenine ilişkin esrarengiz bilgiye ise, hayatın anlamı dendi. Konuya ilişkin farklı görüşler inançlara, inançlar da dinlere dönüştü. Dairelerin kesişmesine tanıklık etmiş nesillerin ilk bölünmesi bu nedenle gerçekleşti. Bazıları dairelerin yakınlaşmasını mutlak sevginin çekim gücüne, bazıları ise çok daha karanlık ve karmaşık olan düşüncelerine bağlayarak kendi tarikatlarını kurdular. Dairelerin bir araya gelerek evreni başlatmalarına ilişkin ilk görüşlerden bazıları biçim değiştirerek, Dünya adındaki gezegene ve yaşadığımız yıla kadar ulaşmayı başardı. Uzun bir yolculuktu ancak sabır ve gizlilik bunu mümkün kıldı. Semavi dinlerin ve Zen Budizmin atlası mutlak sevgi görüşüydü. Tanrıyla kurulacak iletişimin iki elin kullanılarak, hatta avuçlar yapıştırılarak sağlanması, dairelerin birleşmesini kutsayan simgesel bir anlatımdı. Ancak karanlık tarikatların ve birleşmeye ilişkin farklı görüşlere sahip olanların torunları da hayatta kalabilenler arasındaydı. Bu tarikatların en güçlüsü ve en tehlikelisi Zahmet’di. Zahmet’in kurucuları, sonsuz hayat dairesinden gelenlerdi. Evreni ve dolayısıyla ölümlü hayatı başlatan birleşmenin bir felaket olduğuna, hapsolduklarını düşündükleri ölümden kurtulmak için dairelerin ayrılması gerektiğine inanıyorlardı. Evrenin dengesini bozmak ve başlangıcına eş bir patlamayla iki daireyi ayırmak fikrine saplanmışlardı. Sonsuz hayat ve sonsuz ölüm dairlerini ayırarak evreni yok etmek. Tek istedikleri buydu.

Zahmet’in Dünya üzerindeki temsilcileri, tarihin ilk ışıklarından itibaren insanlığın kendini ve doğayı yok edecek düzeye erişmesi için çabalıyor, büyük bir sabırla bekliyordu. Diğer yıldız sistemlerindeki anti-evren çatışmaları da eklenince, Zahmet’in idealinin gerçekleşmesi bir an meselesine dönüşmüştü. Evrendeki dengesizliğin yol açtığı çatlağı ilk fark eden insanoğlunun adı ise Daim’di. Yirmi altı yaşında, vücudunu satarak hayatını kazanmaya çalışan bir travesti. Polisler tarafından kuşatılıp, bir iki nara ve birkaç falçata savurmasından sonra yakalanmış, yanağının bastırıldığı tel örgüye avuçlarını dayamış, bacaklarına inen cop darbelerini karşılıyordu. Tel örgünün ardındaki sokaksız arazi bir sokak lambasıyla aydınlanıyordu. Yığılmış çöplerin üzerinde çevreyi izleyen bir kargaya gözü takılmış olan Daim, bacaklarındaki acıyı unutmak için onunla ilgilendi. Karganın havalandığını gördü. Gözleriyle arasında bir karış uzaklık olan tel örgünün baklavalarından izliyordu. Ancak karganın, tam karşısına denk düşen baklavadan geçerken görünmediğini saniyenin yarısı kadar bir anda algıladı. Karganın yeniden belirmesi için devamındaki baklavaya bakması gerekmişti. O gece dövüldü. O gece soyuldu. Ama ne o tel örgüyü ne o garip baklavayı ne de kargayı unuttu.

Bir sonraki gün, Daim tel örgüye döndü ve karganın yok olduğu baklavayı aradı. Onu bulabilmek için kullandığı yöntem basitti. Teker teker, bütün deliklere parmağını sokuyor ve başını tel örgüye yaklaştırarak ardına bakıyordu. İki yüz on birinci deliğe soktuğunda, tel örgünün ardına geçmiş olması gereken parmağının orda olmadığını gördü. Bulmuştu. Evrendeki kayma noktalarından birini keşfetmiş ve konuya ilişkin hiçbir bilgisi olmadığı için çok korkmuştu. Sağ gözü şiştiği için, sol gözünden yararlanarak, söz konusu baklavanın içine dikkatle baktı. Diğerlerinden görülen arazi orda duruyordu. Çöp yığınları da ordaydı. Her şeyi kendisinin hayal ettiğini düşünerek daha da korktu. Ve tam geri çekilecekti ki arazinin ortasında bir adam belirdi. Daim iki adım geri atıp adamı daha net görmeye çalıştı. Ancak tel örgünün arkasındaki arazide kimse yoktu. Karganın ve parmağının yok olduğu baklavaya yeniden yaklaştığında ise korkudan bağırdı. Çünkü gördüğü, bütün deliği kaplayan bir gözdü. Diğer taraftan kendisine bakan siyah bir göz.

Sonrasında Daim’in başına gelenler kutsal bir kitap eder.

H.G.