Yan Yağan Yağmur

“‘Hiç rahatsız etmem, yalnızca gözlerine bakmak istiyorum, sessizce otururum…’, telefonu sertçe kapattı. Balkona çıktı. İçeri girdi. Tekrar balkona çıktı. Sokaktan geçen biri el salladı. Tanıyamadı; ama gülümsedi. Telefon çaldı. Bir an kararsız kaldı, açtı. Aynı ses ‘bak gerçekten rahatsız etmem, hiç rahatsız etmem, sadece gözlerine bakmak istiyorum…’ İlk cümledekinden biraz daha sert kapattı. Balkona çıktı. Saate baktı. Mutfağa gitti. Ocağı yaktı, ateşi iyice kısıp tavayı üstüne koydu. Biraz zetinyağı koyup orta boy bir soğanı ince ince doğramaya başladı. Yağ çıtırdamaya başlamıştı. Soğanları tavaya atıp hızla karıştırdı. Biraz kekik, bolca kırmızıbiber ekleyip biraz daha karıştırdı. Yağ kırmızıbiberin etkisiyle kızıl bir hal almıştı. Hoşuna gitti. Bir süre seyretti, sonra dolabı açtı. Orta büyüklükte üç domates seçip tezgahın üstüne bırakmıştı ki kapı çaldı.

Otomata bastı, kapıyı aralık bırakıp tavanın başına döndü. Bir baş sarımsağı ince ince doğrayıp tavaya attıktan sonra,  uygun büyüklükte bir kesme şeker ararken, kapının açıldığını duydu. Kesme şekerin ucunu hafifçe kırıp tavaya atarken, kapının kapanma sesine doğru seslendi, ‘Gel, ben de yemek yapıyordum.’ ‘Yan komşunun suratında sürekli -çığlık atan yaşlı kadın- ifadesi olduğunu fark ettin mi?’ diye sordu mutfağa girerken. Yüzünde bir gülümsemeyle sese doğru döndü, çok güzeldi.

Hafif bir esinti mutfağı doldurdu, deniz kokuyordu. Pencereden başını uzattı. Yağmur yan yağıyordu.”

6.46