Kesintiye Uğramış Arzu

“Sessiz, her şey sessiz, yeryüzü ölmüş gibi.”

Gece. Işık yok. Yine de karanlık değil odanın içi. Ay ışığı sessiz, uzaklarda bir yerde.
Masanın üzerinde bir mum, onun ışığı, bir kağıt, birkaç tane kalem, ve bir kitap var. Büchner’in kitabı.

Ayın kabaran suratında soluksuz kalmış bir hikayecinin sesi: “Sessizliğin tarafında olun, kurban edilmenin ve beyaz bir lekedeki çekingenliğin peşinde koşun.” Sesler yok. Woyzeck. Duyuyor musun beni? Hiçbir ses yok. Yer altından gelen bir ses oyunu bozacak, ama bozmuyor. Sesler yok, kimsede ses yok, kimsenin sesi yok. Bir şeylerden korkmuş gibi yer değiştiren gölgeler bu sessizliğin büyülü ağırlığını nasırlaşmış elleriyle soyuyorlar. Çırılçıplak, hoş kokulu bir korku ve ellerinden kayıp giden gülen güzel bir yüzün dibindeki mavi renkli hale.

Sıcak. Hiçbir şey yok. Her şey hazır, istenildiği gibi. Son bir sahne hazırlığı. Anlamsız sözler altında kalan bir yazara ait uyumlu ifadeler. Bir fotoğrafın yaydığı belirsiz çizgiler..hiç çizgisi olmamış gibi. Gözlerini gizlemiş, anlamını, saçlarına dağılan parıltıyı, parmağındaki çiçek yüzüğünü, tenindeki kalabalığı gizlemiş. Provence’teki lavanta tarlalarında hatırlanmak için hatırlıyor.

Mum ışığına dönüyorum.
Eridikçe yaşayan bir ışığa…
kesik kesik bir imparatorluk beliriyor mumun tepesinde
yaktıkça soluyor, acı çekiyor eridikçe…

clark nova